Bir inşaat şirketinde yapay zekâ gündeme çoğu zaman sakin bir ihtiyaçtan değil, biraz telaşlı bir meraktan giriyor. Yönetim toplantısında biri “Biz bu işi kaçırıyor muyuz?” diye soruyor. Başka biri yurtdışındaki bir örnekten söz ediyor. Bir yazılım firması demo yapıyor. Ekranda birkaç saniyede hazırlanan raporlar, özetlenen sözleşmeler, renkli grafikler, otomatik uyarılar görülüyor. Her şey mümkün gibi duruyor.
Sonra tanıdık bir cümle geliyor: “Biz de bundan almalıyız.”
Asıl yanlış çoğu zaman burada başlıyor. Çünkü yapay zekâ yatırımı, bir teknolojiyi satın alma kararı gibi görünse de, gerçekte şirketin bilgiyle, süreçle, insanla ve karar alma biçimiyle kurduğu ilişkiyi test eden bir konudur. İnşaat sektörü için yapay zekâ elbette önemli bir imkân sunuyor. Şantiye raporlarını özetleyebilir, sözleşmelerde riskli maddeleri işaretleyebilir, geçmiş projelerdeki maliyet sapmalarını görünür hale getirebilir, teklif dosyalarını karşılaştırabilir, yöneticilere daha hızlı bilgi akışı sağlayabilir. Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Fakat yanlış yerden başlanırsa, pahalı bir teknoloji kısa sürede kullanılmayan bir aboneliğe, kimsenin sahiplenmediği bir platforma veya birkaç sunum slaytından ibaret bir dönüşüm hikâyesine dönüşebilir.
İnşaat firmalarında yanlış yapay zekâ yatırımlarının ilk nedeni, problemin yeterince tarif edilmemesidir. Şirket “yapay zekâ kullanmak istiyoruz” der; ama hangi iş yükünü azaltmak istediğini, hangi kararın kalitesini artırmak istediğini, hangi tekrar eden hatayı azaltmak istediğini net söylemez. Oysa şantiyede kimse “bize bir makine lazım” diye işe başlamaz. Ne kazılacak, ne taşınacak, hangi zeminde çalışılacak, kapasite ne olacak, bakım imkânı nedir, operatör kimdir; bunlara bakılır. Yapay zekâda da durum çok farklı değildir. Önce iş problemi görülmeli, sonra araç seçilmelidir.
İkinci yanlış, yapay zekâyı şirketin dağınık veri ve süreç sorunlarını sihirli biçimde çözecek bir üst katman gibi düşünmektir. Birçok firmada bilgi vardır; hatta fazlasıyla vardır. Ancak bu bilgi parçalıdır. Sözleşmeler bir klasörde, metrajlar başka bir dosyada, saha raporları e-postalarda, karar notları WhatsApp yazışmalarında, eski proje tecrübeleri ise çoğu zaman insanların hafızasındadır. Bu yapı içinde yapay zekâdan mucize beklemek gerçekçi değildir. Yapay zekâ dağınıklığı bazen toparlar, ama çoğu zaman önce dağınıklığı görünür kılar. Şirket bu görünürlüğe hazır değilse, teknoloji ilerleme hissi değil, rahatsızlık üretir.
Üçüncü yanlış, konuyu yalnızca yazılım seçimine indirgemektir. İnşaat firmaları teklif almayı iyi bilir. Üç firmadan fiyat istenir, özellikler karşılaştırılır, lisans bedelleri konuşulur, entegrasyon süresi sorulur. Bunlar gereklidir; ama yeterli değildir. Yapay zekâ yatırımı sadece satın alma dosyası değildir. Kullanım senaryosu, veri güvenliği, yetki seviyesi, insan kontrolü, eğitim, pilot uygulama, ölçüm kriteri ve sorumluluk modeli birlikte düşünülmelidir. Aksi halde en iyi yazılım bile şirketin gerçek çalışma ritmine temas etmez.
Bir başka sık hata, yapay zekâyı üst yönetim için etkileyici bir vitrin olarak konumlandırmaktır. Bazı projelerde ilk hedef, gerçekten iş yapan bir sistem kurmak değil, “biz de yapay zekâya başladık” diyebilmektir. Bu yaklaşım ilk bakışta zararsız görünebilir. Sonuçta her yenilik bir yerden başlar. Fakat vitrin amaçlı yatırımlar genellikle sahaya inmez. Şantiye mühendisinin günlük yükünü azaltmaz, planlama ekibinin gecikme sinyalini daha erken görmesini sağlamaz, satın alma ekibinin karşılaştırma kalitesini artırmaz. Bir süre sonra çalışanlar bu tür projelere mesafeli yaklaşmaya başlar. Çünkü sahadaki insan, işini gerçekten kolaylaştıran araçla toplantıda anlatılan güzel fikri ayırt eder.
Yanlış yatırımların önemli bir kısmı da insan faktörünü hafife almaktan doğar. Yapay zekâ, özellikle beyaz yaka işlerde bazı görevleri hızlandırabilir. Ancak bu hız, çalışanlarda her zaman heyecan yaratmaz. Bazen kaygı yaratır. “Benim işim ne olacak?”, “Bu sistem beni denetlemek için mi kullanılacak?”, “Yanlış cevap üretirse sorumluluk kime ait olacak?” soruları açıkça konuşulmazsa, teknolojiye sessiz bir direnç oluşur. İnşaat sektöründe işler zaten yoğun, takvimler baskılı, ekipler çoğu zaman eksiktir. İnsanlara yeni bir araç verirken onlardan aynı anda hem öğrenmelerini, hem üretmelerini, hem de hata yapmamalarını beklemek kolaycı bir iyimserliktir.
Veri güvenliği de ayrı bir başlıktır. Şirketler bazen sözleşmeleri, teklif dosyalarını, keşif özetlerini, alt yüklenici yazışmalarını veya teknik şartnameleri kontrolsüz biçimde çevrim içi yapay zekâ araçlarına yükleyebiliyor. Bu, sadece teknik bir konu değildir; ticari sır, sözleşme yükümlülüğü ve kurumsal itibar meselesidir. Yapay zekâ kullanmak, şirket verisini dikkatsizce dışarı açmak anlamına gelmemelidir. Hangi verinin hangi ortamda kullanılacağı, hangi bilginin anonimleştirileceği, hangi işlemlerin kapalı sistemde yapılacağı ve hangi çıktının insan kontrolünden geçeceği baştan belirlenmelidir.
Bir diğer yanlış, yapay zekâ çıktısını fazla hızlı doğru kabul etmektir. Model çok düzgün cümle kurduğu için doğru düşündüğü sanılabilir. Oysa düzgün ifade ile doğru bilgi aynı şey değildir. Bir sözleşme maddesini özetlerken bağlamı kaçırabilir, bir maliyet analizinde eski varsayımları sürdürebilir, bir raporda eksik veriden emin sonuçlar çıkarabilir. İnşaatta küçük bir yorum farkı bazen ciddi mali sonuç doğurur. Bu yüzden yapay zekâ, özellikle sözleşme, hakediş, süre uzatımı, maliyet ve iş güvenliği gibi alanlarda karar verici değil, karar destek aracı olarak konumlanmalıdır.
Peki doğru yatırım nasıl başlar?
Bence ilk adım büyük bir yapay zekâ projesi ilan etmek değildir. Daha mütevazı ama daha sağlam bir yerden başlanabilir: Şirketin en çok zaman kaybettiği, en çok tekrar eden, sonucu ölçülebilen bir iş alanı seçilir. Örneğin günlük şantiye raporlarının özetlenmesi, toplantı tutanaklarından aksiyon listesi çıkarılması, sözleşme maddelerinin ön risk taraması, geçmiş projelerde gecikme nedenlerinin sınıflandırılması veya teklif dosyalarının ilk karşılaştırması. Sonra küçük bir pilot yapılır. Kim kullanacak, ne kadar zaman kazanılacak, hata oranı nasıl kontrol edilecek, çıktı kimin onayından geçecek, başarı neye göre ölçülecek; bunlar baştan yazılır.
İkinci adım, şirketin kendi bilgi düzenini iyileştirmesidir. Yapay zekâ yatırımı bazen önce klasör yapısına, doküman standardına, raporlama disiplinine ve veri sahipliğine yatırım yapmayı gerektirir. Bu kulağa teknoloji kadar heyecanlı gelmeyebilir. Ama inşaatta temel zayıfsa üst yapı ne kadar gösterişli olursa olsun sorun çıkar. Kurumsal hafıza da böyledir. Dağınık, sahipsiz ve güncelliği belirsiz bilgiyle kurulan yapay zekâ sistemi güvenilir karar desteği üretemez.
Üçüncü adım, çalışanları yalnızca kullanıcı olarak değil, sürecin ortağı olarak görmektir. Şantiye şefi, planlama mühendisi, satın alma uzmanı, teknik ofis ekibi ve proje müdürü yapay zekânın gerçek kullanım yerlerini en iyi bilen insanlardır. Onların soruları ve itirazları dikkate alınmadan yapılan yatırım eksik kalır. Bazen en değerli yapay zekâ fikri, yönetim sunumunda değil, geç kalmış bir raporu yetiştirmeye çalışan mühendisin günlük sıkıntısında saklıdır.
Sonuçta yanlış yapay zekâ yatırımı, yanlış teknoloji seçmekten ibaret değildir. Daha derinde yanlış soru sormak, süreci görmeden araca koşmak, insanı hazırlamadan sistemi kurmak, veriyi düzenlemeden zekâ beklemek ve sorumluluğu belirsiz bırakmak vardır.
İnşaat sektörü yapay zekâdan önemli faydalar sağlayabilir. Buna inanıyorum. Ama bu fayda, sadece daha akıllı yazılımlar satın alarak ortaya çıkmayacak. Şirketlerin kendi çalışma biçimlerine dürüstçe bakması, bilgiyi düzenlemesi, insanı sürece katması ve teknolojiyi yönetim muhakemesinin yanına doğru yere koyması gerekecek.
Şantiyede olduğu gibi burada da mesele yalnızca hangi aracı kullandığımız değildir. O aracı hangi zeminde, hangi disiplinle, hangi dikkatle ve hangi sorumluluk duygusuyla kullandığımızdır.